
03.09.2026
*Gizem Ak Yürek, Ebru Ece Saka
Ön proje olarak da anılan mimari avan projelerin fikri mülkiyet hukuku bakımından hangi ölçüde korunabileceği, özellikle eser niteliğinin tespiti bakımından çeşitli soru işaretleri doğurabilmektedir. Bu bilgi notunda 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (“FSEK” veya “Kanun”) bakımından mimari avan projelerin hukuki niteliğinin hangi unsurlara göre belirleneceği ele alınacaktır.
The protection afforded to architectural avant projects, also known as preliminary projects, under intellectual property law may raise certain legal considerations, particularly concerning whether such designs meet the criteria to be considered a protected work. This information note therefore addresses the legal status of architectural avant projects, under Law No. 5846 on Intellectual and Artistic Works and examines the relevant criteria for determining whether they fall within the scope of protection afforded under the said Law.
1. Mimari Avan Projelerin FSEK Kapsamında
Avan proje, bir yapının genel hatlarının ve mimari konseptinin fikir aşamasında ortaya konulmasını sağlayan, mimari proje sürecinin ilk aşamasını oluşturan öneri projesidir. Yapının boyut, yerleşim ve genel görünümünü plan, kesit ve görünüşler aracılığıyla ortaya koyarak projeye ilişkin bir ön çerçeve sunar.
Avan projelerin fikri mülkiyet hukuku bakımından eser niteliğini haiz olup olmadığının belirlenmesinde öncelikle FSEK’te yer alan eser tanımına ilişkin hüküm dikkate alınmaktadır. FSEK’nin 1/B maddesi uyarınca eser, sahibinin hususiyetini taşıyan ve Kanun’da sayılan eser türlerinden herhangi birine giren her türlü fikir ve sanat mahsulü olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla bir çalışmanın FSEK kapsamında eser olarak korunabilmesi için yalnızca belirli bir proje niteliğinde olması yeterli olmayıp, aynı zamanda eser sahibinin hususiyetini taşıması gerekmektedir. Kanun’da sayılan fikir ve sanat eserleri arasında mimari eserler ile her nevi teknik ve ilmi mahiyetteki planlar, projeler, krokiler, mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri bulunmaktadır. Bu bağlamda avan projeler eser sahibinin hususiyetini taşıması koşuluyla FSEK kapsamında eser olarak değerlendirilebilecektir.
Eser sahibinin hususiyetini taşıyan mimari avan projelerin estetik nitelik taşıyıp taşımamalarına göre iki farklı şekilde nitelendirilmeleri mümkündür. Estetik nitelik taşımayan avan projeler anılan Kanun’un 2. maddesi kapsamında ilim ve edebiyat eseri olarak; estetik nitelik taşıyan avan projeler ise aynı Kanun’un 4. maddesi uyarınca güzel sanat eseri olarak değerlendirilebilecektir.
2. Eser Sahibinin Hususiyetini Taşıma Unsuru
Eser sahibinin hususiyetinin taşınması koşulunun hangi şartlarda yerine geleceği Kanunda açıkça ifade edilmemiş olmakla birlikte doktrin ve uygulamada hususiyet eser sahibinin ilmî, edebî, bedii, sanatsal ve kişisel özelliklerinin esere yansıması ve eseri diğerlerinden ayıran özgün niteliği olarak kabul edilmektedir[1].
Özellikle estetik nitelik barındırmayan mimari projeler bakımından hususiyet unsurunun mevcudiyetinin tespiti zor olabilmektedir. Yüksek yargı kararları incelendiğinde mimari projelerde sahibinin hususiyetini yansıtma, diğer bir ifadeyle orijinallik unsurunun aynı koşullarda başka bir kişi tarafından da aynı projenin ortaya konulup konulamayacağı üzerinden değerlendirildiği görülmektedir. Aynı alan için farklı ve özgün projelerin ortaya konulması, mimarın yaratıcı düşüncesinin esere yansıdığını ve eser korumasının gündeme gelebileceğini gösterecektir. Bu kapsamda aranan, projenin üstün veya sıra dışı niteliklere sahip olması değil belirli ölçüde özgün ve yaratıcı bir fikrî faaliyetin ürünü olmasıdır. Orijinalliğin eserin tamamında bulunması zorunlu olmayıp, belirli bir bölümünde ortaya çıkması da yeterli olabilmektedir[2].
Bu bağlamda, mimari avan projeler bakımından eser niteliğinin tespitinde aranan hususiyetin, diğer bazı fikir ve sanat eserlerine kıyasla daha düşük düzeyde bir özgünlük gerektirdiği söylemek mümkündür. Projenin sahibinin kişisel ve yaratıcı tercihlerini belirli ölçüde yansıtması ve aynı koşullarda başka bir mimar tarafından zorunlu olarak aynı şekilde meydana getirilmeyecek nitelikte olması hususiyet unsurunun varlığı bakımından çoğu zaman yeterli görülmektedir.
3. Hususiyet Unsurunun Tespiti
Uygulamada bir mimari projenin eser sahibinin hususiyetini taşıyıp taşımadığına ilişkin değerlendirme özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden uzman bilirkişiler tarafından gerçekleştirilmektedir.
Bilirkişi incelemelerinde yalnızca projenin genel görünümünün değil, projeyi oluşturan çeşitli teknik ve tasarımsal unsurların da karşılaştırıldığı görülmektedir. Bu kapsamda bina sınırları, kat planlarının tasarım şekli, mekânların konumları ve büyüklükleri, aks aralıkları, çizim tekniği ve kalem kalınlıkları, proje aks ve ölçü teknikleri, tefriş biçimleri, pencere büyüklükleri ve binanın toplam alanı gibi unsurlar dikkate alınabilmektedir[3]. Bunun yanında, binada bulunan sığınak, makine dairesi, mescit ve meskenlerin büyüklükleri, mesken sayısı ve bunların yerleşimleri gibi özellikler de değerlendirilebilmektedir.
Dolayısıyla hususiyet değerlendirmesinin yalnızca projenin bütünü üzerinden soyut biçimde yapılmadığı; projenin teknik, mimari ve tasarımsal özelliklerinin bir bütün olarak incelendiği anlaşılmaktadır.
4. FSEK Kapsamında Eser Olarak Kabul Edilen Avan Projelerin Korunması
Sahibinin hususiyetini taşıdığı tespit edilen mimari avan projeler, FSEK kapsamında eser niteliğini haiz olacaklarından eser sahibine Kanun kapsamında hem manevi hem de mali haklar sağlamaktadır. Eser sahibinin manevi hakları eserin umuma arz edilip edilmeyeceğini ve yayımlanma şeklini belirleme hakkı, eserde eser sahibinin adının belirtilmesini talep etme hakkı ve eserde değişiklik yapılmasını menetme hakkından oluşmaktadır. Bunun yanında eser sahibinin, eser üzerinde sahip olduğu mali haklar kapsamında eserin işlenmesi, çoğaltılması, yayılması, temsil edilmesi ve işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletilmesi üzerinde münhasır hakları bulunmaktadır.
Eser sahibinin mali ve manevi haklarına yönelik bir tecavüzün gerçekleşmesi halinde FSEK kapsamında çeşitli hukuki talepler ileri sürülebilmektedir. Eser sahibi tarafından Kanun’un 69. maddesi kapsamında muhtemel bir tecavüzün önüne geçilmesi için tecavüzün men’i davası açılabileceği gibi 66. maddesi uyarınca tecavüzün ortadan kaldırılması ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi amacıyla tecavüzün ref’i davası açılması da mümkündür. Bunlara ek olarak mali ve manevi hakları zedelenen eser sahibi tazminat talepleri de gündeme gelebilecektir. FSEK’nin 70. maddesi kapsamında eser sahibi, manevi haklara tecavüz halinde uğradığı manevi zararın tazminini, mali haklara tecavüz halinde ise uğradığı maddi zararın tazminini ve temin edilen kârı talep edebilmektedir. Bununla birlikte eser sahibinin, mali haklara tecavüz halinde manevi zararını da istemesi mümkündür.
Sonuç:
1. Mimari avan projelerin, eser sahibinin hususiyetini taşıması koşuluyla FSEK kapsamında eser olarak kabul edilmesi mümkündür. Projenin estetik niteliğine göre ilim ve edebiyat eseri veya güzel sanat eseri olarak sınıflandırılması söz konusu olabilecektir.
2. Hususiyet unsurunun belirlenmesinde projenin özgünlük ve yaratıcılık niteliği esas alınmakta olup mimari projeler bakımından yüksek düzeyde yaratıcılık aranmayıp, projenin sahibinin kişisel ve yaratıcı tercihlerini yansıtması yeterli görülebilmektedir. Hususiyetin bulunup bulunmadığının belirlenmesi ise çoğunlukla teknik bilirkişi incelemesini gerektirmektedir.
3. Sahibinin hususiyetini taşıyan mimari avan projeler, FSEK kapsamında eser olarak korunmakta ve eser sahibine mali ve manevi haklar sağlamaktadır. Projenin izinsiz kullanılması, çoğaltılması, değiştirilmesi ve sair fikri haklarının ihlal edilmesi halinde eser sahibi tecavüzün men’i ve ref’i ile maddi ve manevi tazminat talep edebilecektir.






