
16.07.2026
* Nazlıgül Akdemir, Kevser Ateş
Uygulamada, tarafların aralarında akdettikleri sözleşmelerde özgür iradeleriyle yabancı hukukun uygulanmasını kararlaştırdıkları görülmektedir. Bu durum, objektif olarak yabancılık unsuru taşımayan sözleşmelerde yabancı hukuk seçiminin hukuken geçerli olup olmadığı sorununu gündeme getirmektedir. İşbu bilgi notunda 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun("MÖHUK")’un uygulama alanı ile hukuk seçimi serbestisinin sınırları, öğretideki görüşler ve Yargıtay kararları çerçevesinde incelenmektedir.
In practice, parties are frequently seen agreeing, by their own free will, to the application of a foreign law in the contracts they conclude. This gives rise to the question of whether the choice of a foreign law is legally valid in contracts that do not objectively contain any foreign element. This legal brief examines the scope of application of the Turkish Private International and Procedural Law No. 5718, the limits of party autonomy in the choice of applicable law, and the relevant doctrinal views and decisions of the Court of Cassation.
1. MÖHUK Çerçevesinde Hukuk Seçimi Serbestisi ve Yabancılık Unsuru Şartı
Yabancılık unsuru ihtiva eden özel hukuk ilişkilerinde uygulanacak hukuk, MÖHUK[1] ile düzenlenmiştir. Ancak, Kanun’un 1. maddesinde de açıkça belirtildiği üzere MÖHUK'un uygulama alanı, yabancılık unsuru içeren özel hukuk ilişkileri ile sınırlıdır. Bu nedenle Kanun'da düzenlenen hükümlerin uygulanabilmesi için öncelikle ilgili hukuki ilişkinin MÖHUK'un kapsamına girmesi gerekmektedir.
Sözleşmelere uygulanacak hukukun belirlenmesine ilişkin temel düzenleme MÖHUK'un 24. maddesinde yer almaktadır. Maddenin birinci fıkrası uyarınca taraflar, sözleşmelerine uygulanacak hukuku açık veya sözleşme hükümlerinden tereddüde yer bırakmayacak şekilde anlaşılabilen zımni bir irade beyanı ile serbestçe belirleyebilir. Dolayısıyla Türk milletlerarası özel hukukunda da sözleşmeler bakımından irade serbestisi ilkesinin benimsediği söylenebilir.
Bununla birlikte hukuk seçimi serbestisi sınırsız değildir. Öncelikle bu serbesti, MÖHUK'un uygulama alanına giren, yani yabancılık unsuru taşıyan sözleşmeler bakımından söz konusu olacaktır. Ayrıca tarafların seçtikleri hukukun uygulanması, Türk hukukunun doğrudan uygulanan kuralları ile Türk kamu düzenine ilişkin sınırlamalara da tabidir. Bu sebeple hukuk seçimi, tarafların mutlak ve sınırsız bir tasarruf yetkisi olarak değerlendirilemez[2].
Bu noktada temel sorun, yabancılık unsurunun ne şekilde belirleneceğidir. Kanunda yabancılık unsuruna ilişkin bir tanım bulunmamaktadır. Öğretide genel kabul gören yaklaşıma göre yabancılık unsuru; hukuki ilişkinin birden fazla hukuk düzeni ile bağlantı kurmasına neden olan objektif bağlantı noktalarını ifade eder. Tarafların vatandaşlığı, yerleşim yeri, mutad meskeni veya işyerinin farklı devletlerde bulunması; sözleşmenin kurulma veya ifa yerinin yabancı bir ülkede olması ya da sözleşme konusunun yabancı bir devletle bağlantılı olması gibi unsurlar yabancılık unsurunun varlığına işaret eder[3].
Tarafların yalnızca yabancı bir hukuku seçmeleri halinde MÖHUK m. 24'ün uygulanıp uygulanamayacağı, diğer bir ifadeyle hukuk seçiminin tek başına yabancılık unsuru oluşturup oluşturmayacağı öğreti ve yargı kararlarında tartışılan bir mesele olarak varlığını sürdürmektedir.
2. Yerel Sözleşmelerde Yabancı Hukuk Seçimine İlişkin Öğretideki Yaklaşımlar
Yerel nitelikteki sözleşmelerde tarafların yabancı hukuku seçmelerinin mümkün olup olmadığı tartışmasının temelinde; MÖHUK'un yalnızca yabancılık unsuru taşıyan özel hukuk ilişkilerine uygulanması ile Kanun'un 24. maddesinde benimsenen hukuk seçimi serbestisi arasında nasıl bir ilişki kurulması gerektiği sorunu bulunmaktadır. Öğretide bu konuda iki temel görüş ortaya çıkmıştır.
2.1. Sözleşmenin Objektif Nitelikte Yabancılık Unsuru Taşıması Gerektiği Görüşü
Öğretide kabul edilen görüşlerden ilkine göre, tarafların sözleşmelerine yabancı bir hukuku uygulamak üzere seçim yapabilmeleri için sözleşmenin hukuk seçiminden bağımsız olarak objektif nitelikte bir yabancılık unsuru taşıması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, tarafların yalnızca yabancı hukuku seçmiş olmaları, tek başına MÖHUK'un uygulanmasını sağlayacak bir yabancılık unsuru oluşturmayacaktır[4].
Bu görüşün dayanağı, MÖHUK'un sistematiği ve Kanun'un 1. maddesidir. Kanun'un uygulama alanına girilmeden önce yabancılık unsurunun varlığı tespit edilmelidir. Hukuk seçiminin MÖHUK'un uygulanmasının bir sonucu olup Kanun'un uygulanma şartını oluşturan yabancılık unsurunun yerine geçemeyeceği savunulmaktadır.
Bu görüşe göre, tarafların vatandaşlığı, yerleşim yeri, mutad meskeni, işyeri, sözleşmenin kurulma veya ifa yeri gibi unsurların yabancı bir hukuk düzeniyle bağlantı kurması halinde MÖHUK uygulanabilir hale gelir. Buna karşılık, tarafların tamamının Türk olduğu, sözleşmenin Türkiye'de kurulduğu ve ifa edildiği, sözleşme konusunun da tamamen Türkiye ile bağlantılı olduğu bir hukuki ilişkide yalnızca İngiliz, Alman veya İsviçre hukukunun seçilmiş olması, bu sözleşmeye objektif anlamda yabancılık kazandırmayacaktır.
Bu yaklaşımın temel gerekçelerinden biri de Türk hukukunun emredici hükümlerinin dolanılmasının önlenmesi düşüncesidir. Zira tarafların tamamen iç hukuka tabi bir sözleşmeyi yalnızca yabancı hukuk seçerek MÖHUK kapsamına almaları kabul edilirse, emredici hükümlerin etkisiz bırakılması kolaylaşacaktır. Özellikle tüketici hukuku, iş hukuku, kira hukuku veya şirketler hukukunda emredici düzenlemelerin taraf iradesiyle bertaraf edilmesi ihtimali doğabilecektir. Bu nedenle bu görüş, hukuk seçiminin ancak objektif yabancılık unsurunun bulunduğu ilişkiler bakımından hüküm doğurabileceğini kabul etmektedir[5].
2.2. Taraf İradelerinin Sözleşmeye Yabancılık Unsuru Kazandırabileceği Görüşü
Öğretideki diğer bir görüşe göre ise tarafların yabancı hukuku seçmiş olmaları tek başına sözleşmeye yabancılık unsuru kazandırmaya yeterlidir. Bu yaklaşıma göre MÖHUK m. 24, tarafların uygulanacak hukuku serbestçe belirleyebileceğini düzenlemiş olup seçilen hukuk ile sözleşme arasında objektif bir bağlantının bulunmasını şart koşmamıştır. Kanunda böyle bir sınırlama öngörülmediği için yorum yoluyla da ilave bir şart getirilemeyecektir[6].
Buna göre hukuk seçimi serbestisinin özü, tarafların iradesine üstünlük tanınmasıdır. Eğer taraflar aralarındaki sözleşmeye yabancı hukukun uygulanacağını kararlaştırmışsa, bu sözleşme artık yabancılık unsuru taşımaktadır. Milletlerarası ticaret hukukunda da sözleşme serbestisi ilkesi geniş yorumlanmakta; tarafların seçtikleri hukuk ile sözleşme arasında makul veya yakın bir bağlantının bulunması zorunlu görülmemektedir. Dolayısıyla tarafların yabancı bir hukuku tercih etmiş olmaları, hukuki ilişkiyi milletlerarası özel hukuk alanına taşımaya yeterli kabul edilmelidir.
Tarafların sözleşmenin ifa yerini veya kurulma yerini yabancı bir ülke olarak belirleyebilmesinin yabancılık unsuru doğurduğu, buna karşılık doğrudan yabancı hukuku seçmelerinin yabancılık unsuru oluşturmadığının söylenmesinin hukuk tekniği bakımından tutarlı olmadığını ileri sürmektedirler. Yabancılık unsurunun muhakkak objektif bir mahiyet taşımasının öngören bir yasal düzenleme mevcut değildir[7].Bu nedenle yabancı hukuk seçiminin tek başına geçerli kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadırlar.
2.3. Özel Durumlar
Hukuk seçimi serbestisi, MÖHUK kapsamında mutlak bir ilke olmayıp çeşitli istisna ve sınırlamalara tabidir. Özellikle iş ve tüketici sözleşmeleri gibi zayıf tarafın korunmasının amaçlandığı sosyal içerikli sözleşmeler bakımından hukuk seçimi, mutad işyeri veya mutad mesken hukukunun sağladığı asgari koruma ile sınırlandırılmış; ayrıca kamu düzeni ve doğrudan uygulanan kurallar gibi mekanizmalarla da taraf iradesine belirli ölçüde müdahale edilmesi öngörülmüştür. Ancak kapsam bakımından geniş olduğundan istisna hükümlere bu çalışmada değinilmeyecektir.
3. Yerel Sözleşmelerde Yabancı Hukuk Seçimine İlişkin Yargıtay Uygulaması ve Değerlendirme
Yerel sözleşmelerde yabancı hukuk seçiminin tek başına yabancılık unsuru oluşturup oluşturamayacağı hususunda Yargıtay kararları incelendiğinde, özellikle son yıllarda verilen bazı kararların daha geniş bir hukuk seçimi serbestisini benimsediği ve yabancı hukuk seçiminin tek başına hukuki ilişkiye milletlerarası nitelik kazandırabileceği yönünde değerlendirmeler içerdiği görülmektedir.
Bu hususta çok sayıda yargı kararına rastlanmamakla birlikte eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasına ilişkin bir Yargıtay kararında, tarafların yabancı hukukun uygulanmasını kararlaştırabilmeleri için sözleşmenin yabancılık unsuru taşımasının zorunlu olmadığı yönünde yaklaşım benimsenmiştir[8]. Kararın gerekçesinde, taraf iradesine öncelik tanınmış ve sözleşmede açıkça yabancı hukukun seçilmiş olması halinde bu seçime geçerlilik tanınması gerektiği belirtilmiştir. Bu yaklaşım, sözleşme serbestisi ve taraf iradesine öncelik tanımakta; yabancı hukuk seçiminin tek başına hukuki ilişkiye milletlerarası nitelik kazandırabileceğini kabul etmektedir.
Buna karşılık yukarıda 2.1. başlık altında bahsedilen görüş, MÖHUK'un yalnızca yabancılık unsuru taşıyan özel hukuk ilişkilerine uygulanabileceğini düzenleyen 1. maddesi karşısında, yabancı hukuk seçiminin tek başına yabancılık unsuru oluşturamayacağını savunmaktadır. Bu nedenle, Yargıtay'ın uygulaması ile öğreti arasında tam bir uyum bulunduğunu söylemek mümkün değildir ve konu günümüzde de tartışmalı niteliğini korumaktadır.
Sonuç olarak;
1.MÖHUK uyarınca tarafların sözleşmeye uygulanacak Türk hukuku haricinde bir hukuku serbestçe belirleyebilmeleri, kural olarak sözleşmenin yabancılık unsuru taşımasına bağlıdır. Ancak, tarafların aralarında akdettiği yabancılık unsuru bulunmayan sözleşmelerde yabancı hukuk seçiminin geçerliliği konusunda öğretide ve Yargıtay uygulamasında görüş birliği bulunmamaktadır.
2.Öğretideki görüşlerden ilki, MÖHUK'un yalnızca yabancılık unsuru taşıyan özel hukuk ilişkilerine uygulanması ve bu yabancılık unsurunun, hukuk seçiminden önce var olması gerektiği nedeniyle yabancı hukuk seçiminin tek başına objektif bir yabancılık unsuru oluşturamayacağını kabul ederken; diğer bir görüş sözleşme serbestisi çerçevesinde tarafların yabancı hukuku seçmiş olmaları tek başına sözleşmeye yabancılık unsuru kazandırmaya yeterli görmektedir.
3.Yargıtayın ise taraf iradesini esas alarak objektif bir yabancılık unsuru taşımayan sözleşmelerde de yabancı hukuk seçimini geçerli kabul etme eğiliminde olduğu görülmektedir.
[1] 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, Kabul Tarihi: 27.11.2007, Resmî Gazete, 12.12.2007, Sayı: 26728.
[2] Cemal Şanlı/ Emre Esen/ İnci Ataman Figenmeşe, Milletlerarası Özel Hukuk, 10. Bası, İstanbul 2023, s.8 vd.
[3] Şanlı/ Esen/ Ataman Figenmeşe, a.g.e., s.6.
[4] Hatice Özdemir Kabasakal, “Sözleşmelerde Uygulanacak Hukukun MÖHUK M.24 Çerçevesinde Tespiti ve Üçüncü Devletin Doğrudan Uygulanan Kuralları”, MHB, Yıl.30, S.1-2, 2010, s.33.
[5] Kabasakal, a.g.e., s.34.
[6] Ergin Nomer/ Cemal Şanlı, Devletler Hususî Hukuku, 18. Bası, Beta Yayınları, İstanbul, 2010, s.308.
[7] Şanlı/ Esen/ Ataman Figenmeşe, a.g.e., s.337.
[8] “Yabancı hukukun uygulanması ve tarafların bu konuda sözleşmeye hüküm koymaları için sözleşmenin yabancılık unsuru içermesi koşulu da bulunmamaktadır. O halde mahkemece uyuşmazlıkta ... Hukuku'nun uygulanacağına ilişkin sözleşme hükmünün tarafları bağlayacağı gözetilerek davalıya bu konudaki ispat yükünü yerine getirmesi için fırsat verilmesi” Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 03.11.2016 tarihli, 2016/3365 E., 2016/4525 K. sayılı kararı.






