
30.07.2026
*Öyküm Koruca, Bilge Yılmaz
Alternatif çözüm yöntemlerinin başında gelen arabuluculuk, sadece şekli bir uzlaşı belgesi düzenlemekten ibaret olmayıp başından sonuna kadar emredici kurallara ve sıkı şekil şartlarına tabi maddi bir hukuki süreçtir. Bu doğrultuda, Yargıtay kararları ışığında arabuluculuk sürecinin hukuki sınırları ve tutanakların tanziminde riayet edilmesi gereken esaslar iş bu bilgi notumuz ile aşağıda detaylandırılmıştır.
As a leading alternative dispute resolution mechanism, mediation is not merely the drafting of a formal settlement agreement; rather, it is a substantive legal process subject to mandatory rules and strict formal requirements from inception to conclusion. Accordingly, in light of the Court of Cassation’s decisions, the legal boundaries of the mediation process and the essential principles governing the drafting of mediation records are detailed below.
1. Arabuluculuğun Ön Koşulu: Doğmuş ve Mevcut Bir Uyuşmazlığın Varlığı
Arabuluculuk faaliyetinin hukuken işletilebilmesi ve bu faaliyetin sonunda geçerli bir anlaşmanın varlığından söz edilebilmesi için öncelikli şart taraflar arasında somut, mevcut ve doğmuş bir uyuşmazlığın bulunmasıdır. Henüz tarafların iradelerinin uyuşmazlık noktasında karşı karşıya gelmediği, hak ve alacak taleplerinin somutlaşmadığı ve bu taleplerin ileri sürülüp reddedilmesi suretiyle bir ihtilafın oluşmadığı bir evrede bu müesseseye başvurulması hukuki dayanaktan yoksundur.
Nitekim Yargıtay da, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (“HUAK”) 18/5. maddesi kapsamında bir anlaşmadan söz edilebilmesi için öncelikle taraflar arasında Kanun'un 1/2. maddesinde ifade edilen nitelikte bir özel hukuk uyuşmazlığının ortaya çıkmış olması gerektiğini kabul etmektedir. Bu nedenle iş sözleşmesi sona ermeden kıdem tazminatının talep edildiği veya işçinin fazla çalışma alacağını talep ettiği ancak işverenin bu talebi henüz reddetmediği bir aşamada yapılan arabuluculuk görüşmeleri, Kanun anlamında geçerli bir arabuluculuk faaliyeti olarak kabul edilemeyecektir.
Doğmuş ve mevcut bir uyuşmazlığın aranması, kurumun fonksiyonu ve koruma amacıyla da doğrudan bağlantılıdır. Nitekim arabuluculuk sürecinin ekonomik veya hukuki açıdan zayıf konumda olan tarafın henüz doğmamış haklarından feragat etmesini sağlamak amacıyla işletilmesi yargısal denetimde “hakkın kötüye kullanılması", "kamu düzenine aykırılık" veya "irade fesadı" çerçevesinde değerlendirilmektedir. Dolayısıyla arabuluculuk, gelecekteki hakların peşinen yok edilmesine hizmet eden bir araç değil; mevcut, somut ve doğmuş bir ihtilafın çözümüne özgülenmiş alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir.
2. Arabuluculuk Faaliyetinin Bizzat Arabulucu Tarafından Yürütülmesi Zorunluluğu
6325 sayılı Kanun, arabulucuya süreci bizzat yönetme, tarafları bir araya getirme ve sistematik teknikler uygulayarak iletişimi sağlama görevi yüklemiştir. Bu nedenle arabuluculuk faaliyetinin, arabulucuya başvurulmasından sürecin sona ermesine kadar bizzat arabulucu tarafından yürütülmesi zorunludur.
Arabulucunun süreç içerisindeki rolü, sadece tarafların iradelerini yansıtan metni imzalamaktan ibaret değildir. Aksi halde arabulucu, uyuşmazlığın çözüm sürecini yönetme fonksiyonunu yerine getirmemiş olmakta; sadece önceden oluşmuş irade beyanlarını şeklen onaylayan bir konuma indirgenmektedir.
Nitekim Yargıtay[1] da, tarafların kendi aralarında gerçekleştirdikleri müzakere sonucunda ulaştıkları anlaşmanın sonradan arabulucu tarafından imzalanmasının, 6325 sayılı Kanun anlamında geçerli bir arabuluculuk faaliyeti oluşturmayacağını kabul etmektedir.
3. Arabuluculuk Tutanaklarında Belirlilik İlkesi
Arabuluculuk tutanakları, uyuşmazlığın hangi sınırlar dahilinde çözüldüğünü gösteren ve olası bir yargılamada dava şartının yerine getirilip getirilmediğini ispatlayan yegâne belge niteliği taşımaktadır. Bu sebeple tutanak metninde yer alan ifadelerin hukuki belirlilik ilkesine uygun olarak kaleme alınması gerekmektedir.
Uygulamada ihtilafa konu alacak kalemlerinin ayrı ayrı gösterilmesi yerine, "taraflar arasındaki hukuki ilişkiden doğan tüm alacaklar", "ve diğer alacak kalemleri" gibi maktu, geniş kapsamlı ve soyut ibarelerin kullanıldığı görülmektedir. Ancak Yargıtay içtihatları uyarınca arabuluculuk son tutanağında, uyuşmazlığa konu olan ve üzerinde anlaşılan ya da anlaşma sağlanamayan her bir alacak kaleminin açıkça zikredilmesi gerekmektedir.
Süreç başlangıcında arabuluculuk bürosuna sunulan başvuru formunda alacak kalemlerinin detaylıca sayılmış olması ise nihai tutanaktaki eksikliği ikmal etmemektedir.
4. Arabuluculuk Tutanaklarının İmzalanması
6325 sayılı Kanun’un 17’nci maddesi uyarınca, arabuluculuk faaliyetinin ne şekilde nihayete erdiğini belgeleyen son tutanağın hukuken geçerlilik kazanabilmesi için arabulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya vekillerince imzalanması gerekmektedir.
Tüm tarafların, vekillerinin ve arabulucunun imzalarının eksiksiz olarak tamamlandığı tarih "Son Tutanak Tarihi" olarak kabul edilmektedir. Kanunlarda öngörülen iki haftalık işe iade davası açma süresi veya diğer hak düşürücü süreler, tutanaktaki en son imzanın tamamlandığı günden itibaren işlemeye başlamaktadır. Arabuluculuk görüşmelerinde tarafların fiziken bir arada bulunduğu mutat süreçlerde imza tarihi ile tutanağın tanzim tarihi paralellik arz etmektedir. Buna karşılık telekonferans, görüntülü görüşme gibi uzaktan iletişim araçları vasıtasıyla görüşülmesi halinde tarafların tutanağı farklı zaman dilimlerinde imzalaması hak düşürücü sürelerin hangi tarihten itibaren başlayacağı hususunda tartışmalara yol açmaktadır.
Yargıtay[2] bu hususta anlaşamamaya ilişkin son görüşmenin yapılıp tutanağın arabulucu tarafından düzenlendiği tarihin, son tutanağın düzenlendiği tarih olarak kabul edilmesinin arabuluculuk son tutanağının aslı elinde olmayan taraf bakımından hak arama hürriyetinin ihlaline ve mahkemeye erişim hakkının kısıtlanmasına neden olacağını değerlendirmiştir. Bu kapsamda arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği tarihi; son tutanaktaki tüm imzaların tamamlandığı veya tamamlanmış sayıldığı tarih olarak kabul etmiştir.
Sonuç:
1. Arabuluculuk kurumunun taraflar bakımından ilam niteliğinde belge gibi güçlü hukuki sonuçlar doğurabilmesi, Kanun'da öngörülen usul ve esaslara eksiksiz şekilde uyulmasına bağlıdır.
2. Bu kapsamda, doğmuş ve mevcut bir uyuşmazlığın varlığı, sürecin bizzat arabulucu tarafından yürütülmesi, tutanakların belirli ve açık şekilde düzenlenmesi ile usulüne uygun olarak imzalanması, arabuluculuk faaliyetinin hukuki geçerliliğinin temel güvencelerini oluşturmaktadır.






